Tadına Doyamadığım Budapeşte, Macaristan

Merhaba! Şimdi balkanların Paris’i diye anılan, genç ve kıpır kıpır şehir Budapeşte seyahat notlarım ile karşınızdayım. Hem uygun fiyatlı, hem eğlenceli, dolu dolu bir tatil isteyenler için kesinlikle ilk önerim Budapeşte.

Nisan ayında berelerle, atkılarla gezilir mi dersiniz? Eğer yolunuz Budapeşte’ye düştüyse bence buna hazır olun! 23 Nisan tatilini geçirdiğim Budapeşte’de tüm diğer turistler gibi kalın montlar, atkı ve bere benim de vazgeçilmezim oldu. Tabii buna bir etken de seyahate gitmeden birkaç gün önce çılgınlarca hastalanıp kendimi toparlayamamış olmam. Peki, Müge sırf hasta diye seyahate çıkmaktan vazgeçer mi? Tabii ki geçmez 🙂 Tüm Budapeşte tatilimi öksürük şurubu, parasetamol ve antibiyotiğe tutunarak, mavi Tuna’ya karşı multi-vitaminimi yudumlayarak geçirdim. Olsun, yine olsa yine yaparım!

İstanbul Sabiha Gökçen’den Budapeşte’ye uçuş yaklaşık 2 saat 15 dakika sürdü. Ben yine her zamanki gibi biletimi Pegasus’un balkanlar indiriminden aldım. Kaç liraya aldığımı çok net hatırlamıyorum fakat 200 küsür lira olması lazım gidiş-dönüş. Bu seferki konaklamam benim için farklı bir deneyimdi, çünkü Budapeşte’de otel fiyatları yüksek olunca, istediğim gibi de bir Airbnb evi bulamayınca Easyjet’in (Avrupa’nın Pegasus’u diyebiliriz, uygun fiyatlı havayolu) uygun fiyatlı otel konsepti olan Easy Hotel’de yer ayırttım. Gözden geçirmek isteyenler için link burada. Oda fiyatları odanın boyutuna göre değişiyor, biz en küçük odanın bir büyüğünde kaldık. Yalnız belirtmeliyim ki oda gerçekten çok küçüktü. Beklentim çok yüksek değildi ama beklediğimden de küçüktü. Odanın banyosu da fazla küçüktü ve banyoda düzgün bir perde yapacak ya da duşa kabin yapacak yer olmadığı için duş aldıktan sonra banyonun hali harap oluyordu 🙂 Odaya eklemek istediğiniz her şey ek ücretti. Yani aslında size minimum hizmeti veriyor, daha fazlasını isterseniz uygun fiyatlarda odaya ekleme yapıyorsunuz. Ben bir daha kalır mıyım diye sorarsanız dürüstçe cevap veriyorum kalmam. Otel konusunda az daha para ödeyip daha keyifli kalmayı tercih edenlerdenim sanırım. Otelin yeri ise çok merkeziydi, ona diyecek lafım yok.

Şehir Buda ve Peşte olarak ikiye ayrılıyor. Buda şehrin biraz daha turistik kısmı, önemli şato bölgesi bu kısımda. Arkası ise biraz daha “şehir” diyebileceğimiz, sırf yerleşim binalarının olduğu, yeşillikten uzak bir bölge. Peşte kısmı ise şehrin canlı kısmı. Alışveriş yerleri, iş merkezleri, oteller, ünlü caddeler hep Peşte tarafında. Bu iki kısmın ortasından ise güzeller güzeli Tuna akıyor.
Budapeşte notlarımı anlatmaya başlamadan önce size Tuna Nehri efsanesinden bahsedeyim. Efsane der ki yalnızca âşıklar Tuna Nehri’nin güzel sularını mavi görür!

Zincirli Köprü – Lanchid Köprüsü

Kaynak: btwins.net

Budapeşte’ye de aynı Prag gibi köprüler şehri desek yalan olmaz. Tuna nehrinin üstünde bir sürü köprü var 🙂 Hepsi de hem yaya hem araç trafiğine açık. Bunlardan en ünlü ve tarihi olanı ise 1849 yılında William Tierney Clark tarafından yapılmış Zincirli Köprü. Zincirli Köprü’nün her iki girişinde de iki tane aslan heykeli sizi karşılıyor. Bu köprünün yapılışının ise değişik bir hikâyesi var ve Macarlar buna çok gülüyor. Köprünün mimarı Clark bu köprüyü o kadar kusursuz yaptığına inanıyormuş ki köprüde en ufak bir kusur bulunduğu takdirde kendini köprüden atacağını söylemiş. Derken bir gün bir kız çocuğu köprünün girişini bekleyen (köprüyü koruduğuna inanılan) aslan heykellerinin dili olmadığını fark etmiş. Bunun üstüne büyük üzüntü yaşayan Clark sözünü tutmuş ve kendini köprüden Tuna’nın serin sularına bırakmış… Neyse ki Clark yüzme biliyormuş ve yazın ortasında atladığı bu nehirden serinleyerek çıkmış  (Belirtmeliyim ki köprünün yüksekliği de pek fazla değil arkadaşlar yani bizim Boğaz Köprüsü gibi bir yükseklik beklemeyin, adam boşuna girmemiş bu iddiaya, kılına zarar gelmeyeceğini biliyor) Bu insana göz devirten hikâyesi ile de tarihe geçmeyi başarmış. Bu hikâye köprünün kendisinden daha çok konuşuluyor desem yalan olmaz.

Parlamento Binası


İşte şehrin en gösterişli binası! Özellikle gece oldu mu izlemesi en güzel yeri 🙂 Ünlü Budapeşte Parlamento binası. 1884 yılında inşa edilmiş bu görkemli bina resmen nehir boyunu kaplıyor! Tam tamına 268 metre uzunluğunda, 95 metre yüksekliğinde. Dışı, cephesini süsleyen bir sürü heykel ile içi ise fresklerle dolu.

Öneri 1: Mutlaka Tuna Nehri’nde bot turuna çıkın, özellikle hava karardıktan sonra! Şehrin aydınlatmaları o kadar güzel ki, köprülerin, binaların ışıltısına, görkemine kendinizi bırakmak sizi bambaşka bir dünyaya sürükleyecek. Şahsen beni sürükledi 🙂 Donma pahasına üst katta, açık alanda oturun. Yaz mevsiminde gitmediyseniz biraz üşüyeceksiniz, ama buna değer!

Öneri 2: Şehir çok büyük, düşündüğünüzden çok daha büyük! Budapeşte’de bütün şehri yürüyerek gezemezsiniz. Benim önerim Hop-on Hop Off almanız. Bu bilete hem bot turu dâhil, hem de bu otobüslerle akşamın çok geç saatine kadar bütün önemli duraklara ulaşımınızı sağlayabilirsiniz.

Szimpla Kert Ruin Bar – Kaynak: szimpla.hu

Öneri 3: Hava karardı, akşam yemeğinizi yediniz ve sıra bir şeyler içip müzik dinlemekte 🙂 O zaman size şehrin en güzel mekânını açıklıyorum: Szimpla Kert! İki katlı, kocaman avlulu bu barın her odasında farklı tarz bir müzik var. Kimi odasında canlı müzik, kimi odasında DJ. Harabe bar olarak geçen bu mekânda gündüz vakti kahvaltı ve öğle yemeği seçenekleri de mevcut. Ben hastalıktan sürünüyor olduğum için buranın tadını tam çıkartamadım, mutsuzum. Kesinlikle Budapeşte’ye ikinci gidişimde en az bir akşamımı yeniden ve uzun uzun buraya ayıracağım.

Kale Bölgesi

Kaynak: budacastlebudapest.com

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Buda Kalesi bölgesinin aşağısına kırmızı otobüsümüzle geldik. Bir baktık ki burada bir finüküler var 🙂 Cüzzi bir ücret ödeyerek teleferik ile kale bölgesine çıkarken bir yandan da şehir manzarasını seyrettik. Arnavut kaldırımlar, surlar ve tarihi evler ile dolu bu bölgenin tam ortasında rengârenk çatı tuğlaları ile Kral Matyas kilisesi bulunuyor. İçi duvar süslemelerinden dolayı ziyaret edip görmeye değer. Kiliseden çıkıp Balıkçılar Kulesi’ne geçtik. Bu kuleden şehir manzarasını izlemek gerçekten çok keyifli. Aynı zamanda keyifli olan diğer bir şey ise kulenin yanındaki duvarların pencere bölümlerinde oturmak 🙂 Geriye ise Buda Kalesi’ni yani eski kraliyet sarayını gezmek kalıyor. Eğer sanata ilginiz varsa Macaristan Ulusal Galerisi kalenin içinde yer alıyor.

Gellert Tepesi


İşte yine bir hikâye ile karşınızdayım. Şehrin en güzel panoramik seyir tepesinin üzücü hikâyesi. Hristiyanlığı kabul etmek istemeyen pagan Macarlar, Hristiyanlığı yaymaya çalışan piskopos Gellert’i bir varilin içerisinde koyarak bu tepeden aşağı yuvarlıyorlar. Gün gelip de Macarlar Hristiyanlığı kabul ettiklerinde ise bu acı ölüm cezasının yasını tutmak, piskoposun ruhunu onurlandırmak için tepeye onun adını veriyorlar.

Buda Labirenti

İşte benim gözümde en ilginç yerlerden biri bu labirent 🙂 Vampir Kont Dracula karakterinin bile yaratılmasına ilham kaynağı olan ünlü Macar kralı Kazıklı Voyvoda’nın hapis tutulduğu bu yer altındaki labirent şu anda korku tüneli tadında bir müzeye dönüşmüş durumda. Müzeye gündüz vakti gitmenizi öneririm, çünkü benim gibi hava karardıktan sonra girerseniz labirentin içi tamamen karanlık oluyor ve elinize tutuşturdukları gaz lambası ile tüm o karanlık taş yolu yürümek zorunda kalıyorsunuz. Tırsa tırsa! 🙂

Kaynak: michellefranclee.com

Öneri 4: Budapeşte’ye gittiyseniz ünü dünyanın her yerine yayılmış, içine girdiğinizde size kendinizi bir kraliyet sarayında ya da tarihi bir opera binasında hissettiren New York Cafe’ye uğramadan dönmeyin! Dünyanın en iyi kafesi olduğu iddia ediliyor 🙂 En iyisi mi bilmem ama en lüks hissettireni olduğu kesin. Özellikle aşırı lezzetli tatlıları eşliğinde bir kahve molası vermek için ideal. Daha fazlası için ise bence biraz pahalı kaçıyor.

Terör Müzesi
Nazi döneminde Almanların, daha sonra da Sovyet askerlerinin karakolu.. Bu müze biraz acı ile dolu arkadaşlar, duygusal olarak kaldıramayacak olanlar girmesin derim. Müzede işkence odaları, hücreler, işkence aletleri bulunuyor. Girip girmemek size kalmış 🙂 Ben kaldırabileceğime inanmadığım için girip gezmedim, ama sanırım bir daha gittiğimde gezeceğim. Aklım kaldı.

Szechenyi Kaplıcaları

Kaynak: szechenyispabaths.com

İşte kaplıcanın burada ne işi var diye düşündürten tam bir Osmanlı hamam mimarisine sahip kaplıca! Avrupa’nın en büyük tıbbi hamamı diye geçiyormuş. Ben fotoğraflarını görünce hijyen takıntımdan ötürü pek cesaret edemedim açıkçası. Zaten kaplıcalarla da hamamlarla da pek aram yok 🙂 Szechenyi ise kaplıcadan çok havuz eğlencesine benziyordu 🙂 Gidenleri ise bolca okudum. Herkes çok memnun kalmış. Deneyip denememek size kalmış.

Kahramanlar Meydanı


Şehrin en önemli simgesi ve meydanı Kahramanlar Meydanı! Meydan heykellerle donatılmış. Yapılacak pek bir şey yok fakat şehrin görülmesi gereken, canlı ve keyifli bir noktası 🙂

Varosliget Parkı – Budapeşte Şehir Parkı

Kaynak: gyurica

Şehrin en güzel bölgesi diyebileceğim muhteşem park! Koskocaman yemyeşil, ağaçlık bir arazi, tatlı mı tatlı bir göl, ördekler, gölü izleyebileceğiniz banklar, köpeklerini gezdiren Macarlar, bisiklet turuna çıkanlar, sabah sporunu yapanlar… Turistlerle yerel halkın buluşma noktası 🙂 Üstelik bir de kışın gitmişseniz bu göl buz tutuyormuş ve buz pateni pistine dönüşüyormuş! Baharda ve yazında kayık ile tura çıkabiliyorsunuz 🙂 Kesinlikle benim gibi doğaya çok düşkünseniz şehirde en uzun vakit geçirmeniz gereken bölge burası.

Öneri 5: Benim otelimde kahvaltı dâhil olmadığı için kahvaltılarımı hep Starbucks’ta yaptım. Çay-sandviç ikilisi ile 🙂 Size de tavsiye ederim, hem kahvaltı ile vakit kaybetmemiş olursunuz. Malum gezecek yer çok!

Öneri 6: Macaristan dendi mi en ünlü yöresel yemek Langos 🙂 Nasıl bir şey derseniz bizim çi böreğimize benziyor. Çi börek hamurunun içi açılmadan üstten bastırılıp göçük olan bölgesine et isterseniz et, peynir isterseniz peynir eklendiğini düşünün. Lezzetli bir yemek fakat bence her öğlen yenmez. Langos Papa isimli mekânda yedik, gayet uygun fiyatlı ve lezzetliydi. Gitmişken gulaş çorbalarını da için.

Öneri 7: Macaristan’ın evlerde bile yapılan yerel içkisi -fazlasıyla yüksek alkol oranına sahip- Palinka’yı denemeyi unutmayın 🙂 İçki şişesinin içerisinde meyve parçası değil meyvenin kendisini görünce benim gibi ufak bir şaşkınlık yaşayabilirsiniz.

Anlayacağınız benim aklım Budapeşte’de kaldı! Antibiyotikti, öksürüktü derken layıkıyla gezemediğim çok yer var! Hepsini baştan görmeli, yeniden detaylıca gezmeli, giremediğim müzelere girmeliyim 🙂

Budapeşte’yi gezerken içinizden “burada yaşanır be arkadaş!” cümlesi geçebilir. Şehrin en kuvvetli yan etkilerinden kendisi. Leylekleriniz hep havada olsun!

Bir Cevap Yazın