Köln, Almanya Seyahat Rehberi

Öncelikle çok uzun zamandır sizlerle yazılarımı, deneyimlerimi paylaşmadığımı biliyorum. Benim için bu hayattaki en değerli insanlardan biri olan anneannemi kaybettim. Sanırım o gittiğinden beri ilk defa kendimde yazı yazabilecek gücü ve hevesi buldum. Umarım o da bir yerlerde beni görüyor, deneyimlerime şahit oluyordur. Köln’e dönmem gerekirse…

İşte karşınızda Almanya’nın en büyük dördüncü şehri olan, Kuzey Ren-Vestfalya bölgesinde yer alan eski mi eski ama bir o kadar da yeni Köln… Tarihi Romalılara kadar dayanan Köln şehrinin ismi bile eski Roma imparatorlarından birinin eşinin isminden geliyor. Anlayacağınız Roma İmparatorluğu nereye biz oraya 🙂 Köln’e ulaşımımı Essen’den tren ile gerçekleştirdim; 1 saat 45 dakika sürdü. Avrupa içerisinde gerçekleştireceğiniz tren ve otobüs yolculukları için Goeuro isimli siteden her zaman biletleri ve kalkış/varış saatlerini kontrol edebilirsiniz. İstanbul’dan Köln’e direkt uçuşlar da mevcut.

Köln Katedrali (Kölner Dom)

Köln Ana Tren İstasyonu’nda indiğinizde daha kapıdan çıkmadan olduğunuz yere mühürlenip kalıyorsunuz. İstasyonun camından dışarı baktığınız anda karşınızda tüm heybetiyle sizi bekleyen bir katedral var: Kuzey Avrupa’nın en büyük katedrali olan Köln Katedrali. Gotik mimarisiyle bana Prag’daki Aziz Vitus Katedralini hatırlatsa da boyutları çok daha büyük diyebilirim. Kadraja sığmayan katedral yapmışlar azizlerim. Yapımına 1248 yılında başlanmış ve tam 632 yıl sürmüş tamamlanması. Artık kaç devlet, kaç yönetim, kaç savaş ya da kaç kral gördü bu katedral kim bilir 🙂 Katedralin kuleleri 157 metre uzunluğunda ve dilerseniz 580 basamak çıkarak kulenin tepesinden şehri izleyebiliyorsunuz. Altını çiziyorum asansör yok, 580 basamak. Sen çıktın mı diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet, ben çıktım. Çıktım ama nasıl çıktım; bol kalp çarpıntısı, nefes kesilmesi, bacaklarda titreme… Ki ben düzenli spor yapıyorum arkadaşlar 🙂 Kalbine güvenen çıksın derim, tepeye çıkmasam Köln’e geldim demezdim sanırım. Kulenin tepesine çıkmanın bedeli 4 Euro.

Hohenzollern Köprüsü (Dom Köprüsü)

Kaynak: daszeitung.com

Köln Katedrali’nin tam karşısında, Ren Nehri’nin üstünde şehrin iki yakasını birbirine bağlayan modern köprü adını asla okuyamadığım Hohenzollern Köprüsü’nün ta kendisi! 410 metre uzunluğundaki bu köprünün yerinde aslında geçmişte Dom Köprüsü isimli bir köprü varmış fakat 2. Dünya Savaşı’nda bu köprü yerle bir olmuş, dolayısıyla yerine daha modern bir versiyonu yapılmış. Köprünün üstünden hem demir yolu geçiyor, hem de yaya yolu mevcut. Köln Katedrali’nden çıkıp köprüyü geçtiğinizde fotoğraf noktasını hemen çözeceksiniz, bi hayli kalabalık bir nokta 🙂 Şehri, köprüyü ve katedrali tek kadraja sığdırabilirsiniz.

Çikolata Müzesi

Ren Nehri kıyısında lezzetli mi lezzetli bir müze var: Çikolata Müzesi! Bu müzenin mutlulukla kesinlikle bir ilgisi var. Çikolataya dair her şeyi öğrenebileceğiniz, çikolatalar tadabileceğiniz bir müze. Ben Brugge’deki Çikolata Müzesi’ne girdiğim için bu müzeye girmedim fakat daha önce hiç gitmediyseniz kesinlikle tavsiye ederim. Araştırmalarıma göre iki müze de zaten çok benzer; taa Mayalar ve Aztekler döneminden başlayarak kakao çekirdeklerinin bulunmasından günümüze kadarki süreçleri ve çikolata üretiminin nasıl yapıldığını anlatıyorlar.

Eski Şehir Meydanı (Aziz Martin Manastırı) 

İşte Avrupa şehirlerinin vazgeçilmezi, genelde benim en sevdiğim meydan olma özelliğini taşıyan Eski Şehir Meydanı! Rengârenk evleri ve görkemli St. Martin Kilisesi ile Köln şehrinin en tatlı noktası bence burası! Tam da nehir kenarında bulunan bu meydanda kahvesini yudumlarken meydanı mı izlesem, nehri mi izlesem karıştırıyor insan 🙂 Bir Katolik kilisesi olarak inşa edilen Büyük Aziz Martin Kilisesi şu anda manastır olarak kullanılmakta. Daha öncesindeyse burada eski Roma tapınağı kalıntıları bulunuyormuş.

Öneri: Köln’de sadece bir gün geçirdiğim, kalmadığım için size otel önerisi yapamıyorum. Ancak öğle yemeği önerisi yapabilirim 🙂 Yiyip yiyebileceğiniz en büyük ve lezzetli hamburgerler için önerim Cafe Extrablatt! Hem uzun uzun bir şeyler içmek için vakit geçirebilir, hem de yemek yiyebilirsiniz. Çoğu restorana göre daha uygun fiyatlı. Eğer bira seviyorsanız burada bir çok çeşit bira bulunuyor. Ben pek bira insanı olmadığım için kola ile yoluma devam ettim 🙂

Ludwig Müzesi

Kaynak: museum-ludwig.de

Modern ve sürreal sanatseverler için adeta bir tapınak olan Ludwig Müzesi Picasso, Andy Warhol ve Roy Lichtenstein başta olmak üzere birçok ünlü ressamın eserlerine ev sahipliği yapıyor. Ludwig kimmiş ki neden müzenin adı Ludwig müzesi diye soracak olursanız aslında Bay Ludwig sanatsever bir çikolata üreticisi ve bu müzedeki eserler onun kişisel koleksiyonuna ait 🙂 Anlayacağınız kendisi fazlasıyla zenginmiş. Eski Şehir Meydanı’nda bulunan bu müzenin giriş ücreti 11 Euro ve müze Pazartesi günleri kapalı.

Wallraf-Richartz Müzesi

Madonna Gül Bahçesinde – Stephan Lochner

Ludwig Müzesi ne kadar modernse Wallraf-Richartz Müzesi’de bir o kadar eski eserlere ev sahipliği yapıyor. Siz de benim gibi modern sanata değil de Rönesans döneminden kalma gotik ve barok eserlere düşkünseniz bu müze tam sizlik 🙂 Müzede bulunan en ünlü eser ise Stefan Lochner’in “Madonna Gül Bahçesinde” adlı tablosu. Bu müze de çoğu müze gibi Pazartesi günleri kapalı ve giriş ücreti ise 8 Euro.

Roma-Germen Müzesi (Römisch-Germanisches Museum)

Arkeoloji ve tarih hep ilgimizi çekmiştir değil mi? O halde haydi koşun Köln’ün arkeoloji müzesi olan Roma-Germen Müzesi’ne! Tee paleolitik çağ dediğimiz yontma taş çağından ortaçağa kadar birçok esere ev sahipliği yapan Roma-Germen Müzesinde birçok heykel, seramik, mücevher ve anıt bulunuyor. Bana soracak olursanız Köln Katedrali’nden sonra en çok görülmesi gereken yer bu müze. Bu müzemiz de Pazartesi günleri tabii ki kapalı, giriş ücreti ise 6,50 Euro. Nispeten daha ucuz olduğunu siz de fark ettiniz mi?

Bir şehri daha bitirdim… Gezdiğim her şehir bende biraz daha, birazcık daha kalma hissi yaratıyor. Sanırım bu hiç değişmeyecek 🙂 Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, leylekleriniz hep havada olsun.

Bir Cevap Yazın