Merhaba Kafka, Merhaba Prag, Çekya

“Sevgili Milena, gece yazdığın mektup işte orada. Nasıl okunabileceğini aklım almıyor, bir göğüs havayı solumak için böyle nasıl daralıp genişliyor, aklım almıyor. Senden nasıl uzak kalınır, aklım almıyor.” Franz Kafka

İşte en büyüleyici bulduğum, zaman kavramını unuttuğum, geçmişe yolculuk yaptığım şehirlerden birini yazıyorum şimdi: büyüleyici Prag. Bir Kafka hayranı olarak buraya gelene kadar Prag benim için Kafka’nın doğduğu büyüdüğü yer olarak çok büyük önem taşıyordu. Şimdi ise kafamdaki Prag sadece bununla kalmadı ve ortaçağdaki Bohemya Krallığı’nın adeta bir parçasıymışımcasına büyüdü, evrildi. Prag’a iki kere gittim ama sanırım üçüncü Prag yolculuğuma çıksam aklım şuraya mı gitseydim diye başka bir yerde kalmaz.

Prag’ın hem yazını, hem kışını gördüm. Geçtiğimiz Aralık ayında noel coşkusunu yaşamak için dört arkadaş Pegasus’tan indirimli Prag biletlerimizi yaklaşık 210 liraya aldık (bizim için uçak bileti demek Pegasus indirim kampanyaları demek) ve 2 saat 45 dakikalık uçuş sonunda bu büyüleyici kente kendimizi bıraktık. Prag’daki konaklamamızı Booking.com üzerinden Charles Bridge Palace isimli dört yıldızlı otele yaptım. Rezervasyonu 6 ay önceden yaptığım için olacak ki ilk defa bir seyahatimizde bu kadar lüks bir otelde 2 geceliğine 250 lira vererek kalma şansı yakaladık. Daha sonradan bu oteli önerdiğim herkes en az bizim kadar memnun kaldı. Ortaçağ saraylarından kalmışçasına eşyalarla dekore edilen otelin odaları şehrin havasına inanılmaz uyum sağlıyordu. (Rezervasyon yapmak ya da oteli incelemek isterseniz: https://www.booking.com/hotel/cz/charles-bridge-palace.en-gb.html ) Biz havaalanına indikten sonra 4 kişi olduğumuz için taksiye bindik ve kişi başı 7 Euro vererek otelimize ulaştık. Dönüşte de aynı şekilde döndük. Yani havaalanından şehir merkezine taksi ücretini 28 Euro gibi düşünebilirsiniz. Kaldı ki pazarlık da yapabilirsiniz, benim pazarlık konusunda pek başarılı olduğum söylenemez, o yüzden genelde hiç girişmem 🙂

Öneri 1: Dediğim gibi Prag’a noelden bir hafta önce geldik ve şehrin kış soğuğuna hazırlıklıydık. Mutlaka yanınıza termal tayt, termal üst, kazak, kar botu, atkı, eldiven ve bere alın! Size şaka yapmıyorum, gerçekten gündüzleri soğuk ama hele bir de akşam oldu mu hava -13, -15 derecelere düşüyor ve soğuktan ağzınız yüzünüz uyuşuyor! Sonrasında akan ama ağzınız uyuştuğu için fark etmediğiniz salyalarınızdan ben sorumlu değilim! 🙂 Yaz mevsimi ise yine serin oluyor. Akşamları hava 9 dereceye iniyor, gündüz ise 15-16 derece dolaylarında takılıyor. O nedenle yazın Prag ziyareti yapacaksanız şort-askılı kombinini unutun onun yerine yağmurluk, şemsiye, kot pantolon ve spor ayakkabı ile gününüzü kurtarın.

Öneri 2: Havaalanına indiğinizde Eurolarınızı Çek Kronu ile değiştirseniz mi diye bir düşüneceksiniz. Yanınıza sadece ulaşımınıza yetecek kadar kron alın. Çünkü her ülkede olduğu gibi burada da havaalanında kur çok yüksek. Şehre indiğinizde kalan paranızı krona çevirirsiniz 🙂 Kredi kartı ile ödeme yapacağınız zaman Euro ile mi ödersiniz Çek Kronu ile mi diye sorarlarsa mutlaka Çek Kronu ile çektirin. 1 TL = 6,33 CZK, 1 TL = 0,24 Euro. Gördüğünüz üzere Türk lirası Çek kronundan değerli. Sonra bana teşekkür edersiniz 😉

Prag’da gezilecek yer asla bitmez. Gezebildiğim kadarıyla notlarımı sizlerle paylaşıyorum, bahsettiğim her yerlerin çoğunu hem gündüz, hem akşam yaşamalısınız 🙂

1.Charles Köprüsü (Karluv Most)

Gotik tarzda inşa edilmiş Karl Köprüsü 516 metre uzunluğunda ve Vitava Nehri’nin üstünde bulunuyor. Stare Mesto’yu Mala Strana’ya bağlıyor. Köprü sadece yayaların kullanımına açık. Köprüyü barok tarzda 30’a yakın heykel süslüyor, hatta içlerinden bir heykel Osmanlı sultanlarından birini temsil ediyor. Dilerseniz köprünün başında ve sonunda bulunan köprü kulelerinin tepesine çıkabilir ve şehri panaromik olarak seyredalabilirsiniz. Bu köprü kulelerine Barut Kulesi deniyor, çünkü vakti zamanında savaşlar döneminde bu kuleler silah ve barut deposu olarak kullanılmış. Köprünün üstünde birçok ressam, sokak müzisyeni ve fotoğrafçı görmek mümkün.

2.Eski Şehir Meydanı (Stare Mesto)

Prag’da bulunduğum süre boyunca vakit geçirmeyi en sevdiğim meydan! İyi ki de noel zamanı gelmişiz. Her yer mi ışıl ışıl olur? Meydanın ortasında devasa büyüklükte bir noel ağacı her saat başı şehri inleten noel şarkılarıyla birlikte ışık şovu yapıyor. Adeta dans ediyor 🙂 Noel marketleri kurulmuş, patates kızartmasından hot doga, tatlılardan sıcak şaraba, Çekya’nın meşhur el yapımı kuklalarına kadar bir sürü şey satılıyor. Ortaçağ havasını dibine kadar hissedip, zamanda kaybolacağınız bu meydanda saat kulesine ek olarak bir de gizlenmiş bir kilise var: Aziz Tyn Kilisesi. Kiliseye birkaç kafenin ortasındaki daracık sokaktan giriliyor. Kilisenin gotik kubbelerini Astronomik Saat Kulesi’nin tepesinden izleyebilirsiniz. Unutmadan söylemeliyim ki bu büyüleyici meydan UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde 🙂

3.Astronomik Saat Kulesi (Orloj)

Eski şehir meydanının en önemli yapısı olan büyüleyici Astronomik Saat Kulesi! Bu eski mi eski saat hem 12 burcun sembolleriyle hem de çeşitli heykellerle süslü. Her saat başı kulenin heykelleri 1 dakikalığına hareket etmeye başlıyor ve Hristiyanlıktaki farklı günahları simgeleyen heykeller görsel bir şov yaratıyor. Bu efsanevi saatin bir de çok eskilere dayanan bir hikâyesi var. 15. Yüzyılda saat ustası Hanus şehrin ortasına bu saati yapıyor ve herkes saate bayılıyor. Çeşitli dış şehirler ve ülkelerden gelen elçiler bu saati çok beğeniyorlar. Hanus’tan bu saatin nasıl yapıldığını öğrenmek istiyorlar fakat usta Hanus kimseye anlatmıyor. O dönemki kraliyet yönetimi saatin bu kadar beğenildiğini, sorulduğunu fark edince usta Hanus’un gözlerini kor demirle dağlıyorlar ve kör ediyorlar. Gözleri kör olan Hanus intikam almak için saate zarar veriyor ve saati bir daha günümüzde bile kimse tamir edemiyor. Saat düzenli olarak bozuluyor ve zamanı yanlış gösteriyor 🙂 Bu kulenin en tepesine cüzzi bir ücret ödeyip bilet alarak çıkabilirsiniz. Merak etmeyin asansör var! Kuleden tüm Eski Şehir Meydanı’nı izleyebilir, geri inerken kendinize ve sevdiklerinize hediyelik olarak el yapımı köstekli saatler alabilirsiniz 🙂

4.Prag Kalesi (Prazsky Hrad)

Guiness Rekorlar Kitabı’na “dünyanın en büyük antik kalesi” olarak giren Prag Kalesi Bölgesi, nehrin diğer tarafında bulunuyor. Bu bölgede kimler yaşamış kimler: Bohemya Krallarından, Roma İmparatorlarına, Çekoslavakya ve Çekya cumhurbaşkanlarına kadar yıllar yılı farklı farklı devlet başkanları 🙂 Kale Bölgesi’nin içinde büyüleyici ve görkemli Aziz Vitus Katedrali, Eski Kraliyet Sarayı, Yaz Bahçeleri, Altın Yol ve Aziz George Bazilikası bulunuyor. Bölgeye girişiniz için iki tür bilet var: Uzun tur bileti (Eski Kraliyet Sarayı, Aziz George Bazilikası ve Manastırı, Prag Kalesi Resim Galerisi ve Altın Yolu kapsar.) 350 CZK ve kısa tur bileti (Eski Kraliyet Sarayı, Aziz George Bazilikası ve Altın Yol için geçerlidir.) 250 CZK. Biletinizi göstererek Aziz Vitus Katedrali’ne iki biletle de giriş sağlayabilirsiniz. Eğer bu yapıların sadece dışını göreyim içini görmek benim için çok önemli değil derseniz saat 19:00 itibariyle ücretsiz olarak da bölgeyi gezebilirsiniz 🙂

Aziz Vitus Katedrali (Katedrála Svatého Víta): Aziz Vitus Katedrali… Gördüğü anda en inançsız insanı bile imana getirecek, Jesus Christ diye bağırma isteği yaratacak büyüleyici katedral! Ülkenin en büyük kilisesi olma özelliğine sahip olan bu kilise şehrin diğer yapıları gibi gotik bir mimariye sahip. Kadrajınıza sığdırmak isterseniz yere oturmanız gerekiyor 🙂 Yüzyıllarca kralların, kraliçelerin taç giyme törenleri bu kilisede yapılmış. O kadar ürkütücü, mistik ve bir yandan çekici bir havası var ki! “Beni burada bırakın, saatlerce izlemek istiyorum” diyebilirsiniz. Kilisenin içine girdiğinizde kilise aynı görkemini korumaya devam ediyor. Her vitrayı ayrı ayrı boyanmış, duvarları değerli taşlarla süslenmiştir.

Eski Kraliyet Sarayı (Starý Královský Palác): yüzyılda yapılmış Eski Kraliyet Sarayı nice Bohemya kral ve kraliçelerinin evi olmuş. Günümüzde ise başbakankların göreve başlama yeri olarak kullanılıyor. Sarayın içini gezdiğinizde Güney Avrupa ülkelerinin aksine tamamen sade şekilde döşenmiş olduğunu fark edecek ve hatta şaşıracaksınız. İçerisindeki tüm eşyalar ahşaptan, masalar, sandalyeler hepsi. Süsleme ise çok az. Sarayı gezerken kendimi “Hani Roma İmparatorluğu’nun, İtalyan saraylarının altın varaklı sarayları?” derken buldum 🙂 Bohemya’nın daha sade bir tarzı varmış, adeta less is more demişler.

Altın Yol (Zlatá Ulička): Rengarenk evleri ile ünlü Altın Yol’un benim kalbimdeki yeri farklı. Kafka’nın kızkardeşi ile uzun süre yaşadığı ev (22 Numaralı ev) bu yol üzerinde bulunuyor. Aynı zamanda burada okçular, kuyumcular, tüccarlar ve simyacılar yaşamış. 14 numaralı evde de yaşadığı dönemin en ünlü medyumunun yaşadığı söyleniyor 🙂 Kimbilir belki ruhu hala oralarda dolanıyordur.

5.John Lennon Duvarı (The John Lennon Wall)

1980 yılında öldürülen efsanevi müzisyen John Lennon anısına yapılan bu duvar zamanla Prag’da özgürlüğün sembolü haline gelmiş. Çekoslavakya cumhurbaşkanı bu duvarı beğenmemiş ve üzerine yapılan grafitilerin, resimlerin silinmesi bir daha da yapılmaması için uğraşmış. Komünist yönetim kapitalizmi temsil ettiğini düşündüğü bu duvarı düz renge boyadıkça insanlar gelip daha da fazla resim ve grafiti yapmış. Komünist rejimin de yıkılması ile birlikte özgürlüğüne kavuşan bu duvar insanların azminin, barışın ve özgürlüğün bir simgesi haline gelmiş 🙂 Biz turistler içinse fotoğraf çekileceğimiz en renkli alan haline gelmiş!

6.Dans Eden Bina (Dancing House/Tančící Dům)

Kaynak: praguego.com

Şehrin yeni şehir denen Novo Mesto kısmında bulunan ve dans eden iki kişiyi andıran mimariye sahip bu bina aslında bizdeki ofis plazalarından farksız 🙂 Sadece mimarisi ile dikkat çeken bu binayı fotoğraflamak isteyeceğinize eminim. Prag’da bulacağınız nadir modern mimarilerden. Bana soracak olursanız şehrin Orta Çağ havasına hiç yakışmıyor, insana kendini bi anda yeniden günümüzün modern bir şehrinde hissettiriyor.

Öneri 3: Mutlaka ve mutlaka Tredelnik yiyin! Vanilyalı ve tarçınlı hamurdan ateşte pişirilerek yapılan bu silindirik lezzeti mutlaka tatmalısınız. Zaten şehir adım başı bu tatlıyı yapan dükkânlarla dolu ve fiyatları her dükkânda aynı. Dilerseniz içine nutella sürdürebilir ya da dondurma koydurabilirsiniz. Aldığınız her gram kaloriye değiyor.

Öneri 4: Etli gulaş yiyin. Gulaş, içerisinde hamur da bulunan bir yahni çeşididir. Et sosu olarak da kullanılıyor.  Farklı bir sostan yapılan dana kavurma, kuşbaşı et de diyebiliriz bu yemek için. Benim yediğim en güzel gulaş bu meydana çıkan Kafka Sokak’ın sonundaki Cafe Lippert’te. Tavsiye ederim 🙂 Eğer et ile aram yok derseniz ördek de yiyebilirsiniz, ördek etini de çok iyi pişiriyorlar.

Öneri 5: Absinthe içkisinin anavatanı Çekya arkadaşlar. Yeşil periyi görecekseniz yerinde görün. Hatta ben gitmedim ama araştırdığım kadarıyla gidenler en çok Absentherie adlı mekânı beğenmişler.  Bu içki çok sert olduğu için yudum yudum içilmiyor, shot olarak servis ediliyor. Bir çok ülkede yasaklanmış olan bu içkinin içindeki pelin otunun halüsinasyonlara neden olduğunu unutmayın, keyfini çıkarın 🙂

Öneri 6: Swarovski kristallerinin anavatanı Çekya! Evet kadınlar, doğru duydunuz. Bu güzel kristallerin ve ünlü markanın anavatı da bu güzel ülke. Swarovski mağazasından alışveriş yapmak isterseniz bizde olduğundan ucuz değil fakat bir sürü hediye dükkânında Swarovski lisanslı daha düşük ayarlı kristallerden yapılmış takılar satılıyor.

Öneri 7: Bu güzel ülke caz müziğin anavatanı! Eğer siz de bir müzik severseniz size önerim bir Cuma ya da Cumartesi akşamınızı Reduta Jazz Bar’a ayırmanız 🙂 Bu caz bar şehrin en eski caz barı. Cuma akşamı olan performans Cumartesi’den iyi oluyor genelde benden söylemesi!

Öneri 8: Dilerseniz Prag’dan kalkan trenlerle Viyana ve Budapeşte’ye de gidebilir, meşhur üçgeni tamamlayabilirsiniz.

Ben Prag’a iki kere gittim doyamadım, üçüncüye de gideceğim inşallah! Daha listemde Prag üstünden seyahat etmem gereken orta çağ kasabaları Cesky Krumlov ve Karlovy Vary var 🙂 Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Leylekleriniz hep havada olsun!

“Merhaba Kafka, Merhaba Prag, Çekya” için 3 cevap

Bir Cevap Yazın