Müzikal Şehir Viyana, Avusturya

“Aslında yaptığımız her şeyi, biraz daha fazla sevilmek için yapmıyor muyuz?”

Avusturya’nın başkenti Viyana gerek müzik/sanat şehri olmasıyla, gerek de güzel mimari yapısı ve kanallarıyla çok uzun zamandır gitmek istediğim bir şehirdi. Hatta bir gün Viyana’da giyeceğim diyerek aldığım bir eteğim bile vardı, nitekim ki giydim 🙂 Gördüğünüz gibi inanmak başarmanın yarısı. Viyana’nın benim aklımda en çok yer ettiği gün aslında Before Sunrise filmini izlediğim gündü. Eğer izlemediyseniz mutlaka izleyin; Viyana’da başlayan bir aşk hikâyesi fakat klişe romantik filmlerden çok farklı.

Viyana’da 2 gece 3 gün kaldım, fakat şehirde gezecek o kadar çok yer var ki imkânınız varsa daha uzun kalmanızı tavsiye ederim. Çünkü gerçekten günler hem müzelere hem de şehrin tadını çıkarmaya yetmiyor. Ağız tadıyla bir kahve içemiyorsunuz, çünkü vaktiniz yok, şehir bitmiyor. Zaten müzeler günün çoğunluğunu yiyor, şehrin tadını çıkarmaya çok az vakit kalıyor 🙁 Şehir merkezine yakın olduğunu düşünerek –hem de daha uygun fiyatlı olduğu için- 2.bölge olan Leopoldstadt’ta konakladım. Yakın olduğunu düşünerek diyorum, çünkü haritada göründüğü kadar yakın değilmiş, bütçeniz yetiyorsa Innerstadt yani birinci bölgede kalmanızı tavsiye ederim. Kaldığım oteli incelemek için tık tık. Hotel Odeon standart bir otel aslında. İlkbahar ve sonbaharda sizi memnun edecektir; ama yazın gidecekseniz burayı önermiyorum, çünkü Viyana yazın gerçekten çok sıcak ve bu oteldeki odalarda klima yok.

Şehirde çok sayıda saray ve müze bulunuyor. Eğer sizin de benim gibi vaktiniz kısaysa, müzeleri önden araştırıp oraya hangi müzeleri gezeceğiniz kararını vermiş şekilde gitmenizi öneririm. Ben gezebildiğim kadarını sizlerle paylaşıyorum.

Öneri 1: Bu arada Vienna Pass almanızı tavsiye ederim. Biz 2 günlük Vienna Pass aldık: 78 Euro idi fiyatı. Böyle diyince pahalı gibi duruyor ama inanın girdiğimiz tüm müzelerin fiyatını toplayınca daha pahalıya geliyor. Hem Vienna Pass ile ulaşım ücretsiz oluyor, hem hop-on hop-off otobüsler ücretsiz oluyor hem de Vienna Pass alınca müzelerin çoğu ücretsiz, üstelik giriş sırası da beklemiyorsunuz 🙂 İncelemek için tık tık.

Öneri 2: Tuna nehri ve şehrin içindeki kanalları arasında yapacağınız bot turuna mutlaka katılmanızı öneririm! Yalnız botlar gerçekten söylendiği dakikada kalkıyor, biz bir kere botu saniye farkı ile kaçırdık. Uyarmadı demeyin 🙂

Stadt Park

Şehrin en en en en en huzurlu, en ferah noktası: Stadtpark, yani Şehir Parkı! 🙂 O kadar yeşil ki, adeta şehir ortasında bir park değil de doğanın ortası gibi. Bu park 1862 yılında halk için yapılmış ve o günden bugüne kadar korunmuş. 60-65 dönümlük bir araziye sahip, Tuna nehri’nin kanallarından biri de parkın ortasından geçiyor. Parkın içerisinde ördekler gezen bir yapay gölde mevcut. Tam olarak içeceğinizi alıp gelip güneşin tadını çıkarmalık, kitap okumalık, günü geçirmelik bir park. Mis gibi de çim kokuyor. Parkın içerisinde Mozart ve Strauss ünlü sanatçıların heykelleri bulunuyor. Eğer Viyana’ya yaz ya da bahar aylarında gittiyseniz mutlaka 1-2 saatinizi bu parkta vakit geçirmeye ayırın.

Stephansdom Katedrali

Kaynak: erzdioezese-wien.at

Gotik bir mimariye sahip olan Aziz Stephan Katedrali 1365 yılında inşa edilmiş ve Viyana’nın sembolü olarak kabul ediliyor. Gerçekten insan katedralin kulesini her yerden görebiliyor, önüne gelince de nutku tutuluyor. Katedraller beni hep çok büyülemiştir zaten. Dilerseniz katedralin dört kulesinden birine çıkabiliyorsunuz, yaklaşık 350 basamak sonunda. Ben hep bunca basamağa değdiğine inanırım o yüzden bence çıkın 🙂 Eğer noel ya da paskalya dönemine denk gelirseniz katedralde verilen konserleri yakalayabilir, bilet alarak izleyebilirsiniz. Katedral akşam 10’a kadar açık. Katedrale –anlatımlı tura katılmadan- giriş ücretsiz olsa da kuleye çıkmak isterseniz 6 Euro gibi bir ücret ödemeniz gerekiyor. Viyana’ya gitmeden önce okuduğum bir blogda öğrendiğim ilginç bir hikaye var, tabii ne kadar doğru bilemiyorum: 1534 yılında çan kulesine memur atanmış ve görevi Osmanlı akıncıları yaklaşırsa çanları çalarak şehri uyarmakmış. Bu görev 1900’lü yıllara kadar sürmüş 🙂

Viyana Devlet Opera Binası

Kaynak: viennaconcerts.com

Mozart’ın doğduğu şehirden bahsediyoruz, nasıl olur da opera binasını ziyaret etmeden gidebiliriz? Opera binasının içi o kadar güzel ki! Dışı da adeta gençlerin buluşma noktası gibi. Tam önünde bir hop-on hop-off otobüs durağı bulunduğu için biz bolca vakit geçirdik opera binasının oralarda.

Kaynak: viennaconcerts.com

Bizim operaya gidecek vaktimiz ve bütçemiz olmadı fakat eğer siz gitmek isterseniz (ki mutlaka gidin, benim içimde kaldı, bir daha Viyana’ya gidersem mutlaka gideceğim) önden bilet almanızı tavsiye ederim. Opera programını incelemek ve bilet almak için tık tık. Biletler son anda alındığında çok pahalı oluyor ve yer kalmıyor diye biliyorum. Bu arada diğer ve çok daha uygun fiyatlı olan bir seçenek ise operaya son anda ayakta bilet almak. Fakat operayı ayakta izlemek nasıl olur bilemedim, rahat rahat tadına vararak izlemek varken 🙂

Hofburg Sarayı

hofburg sarayı

Şehrin tam ortasında yer alan, ihtişamlı Hofburg Sarayı… Habsburg Hanedanlığı’nın yüzyıllarca kışlarını geçirdiği saray. Saray her gün açık ve giriş ücreti 12,50 Euro. Sarayın gezilecek bölümleri üçe ayrılıyor: İmparatorluk Gümüş Koleksiyonu, Sisi Müzesi ve İmparatorluk Daireleri. Ücrete üç bölüm de dâhil merak etmeyin 🙂 Bu sarayı gezerken insanın dikkatini en çok çeken şey gerçekten hanedanlığın zenginliği. İlk bölümde sarayın gümüş eşyaları; çatallar, bıçaklar, kaşıklar, tabaklar yer alıyor. Sisi müzesinde ise güzelliğiyle ve halk tarafından sevilmesiyle ünlü İmparatoriçe Sisi’nin kişisel eşyaları inceleyip ve hayatı ile ilgili bilgileri öğrenebiliyorsunuz. Son bölüm olan İmparatorluk Daireleri’nde ise saray eşrafının yaşam alanlarını, zenginliklerini gösteren eşyalarını görebiliyorsunuz. Adamlar resmen yaşamış. Hiç merak etmeyin, bu sadece gösterişsiz bir kışlık saray… Daha bunun yazlık olanı var 🙂

Schönbrunn Sarayı

Kaynak: schoenbrunn.at

Yaz demedim, kış demedim ♫ Kışlık saray olur da yazlık saray olmaz mı? Bu saray aynı zamanda Sisi’nin favori sarayıymış. Bu saray şehir merkezine uzak kalıyor. O nedenle her yere yürüme taraftarı olan ben bile kırmızı turist otobüsüme atladığım gibi soluğu Schönbrunn Sarayı’nda aldım. Saraya geldiğinizde iki seçenek var büyük tur (15,90 Euro) ve küçük tur (12,90 Euro). Sarayın koskocaman bahçeleri var hatta öyle ki bahçesinde dolaşmak bile çok uzun sürüyor. O kadar keyifli ki 🙂 İlginç olan şey bileti alırken size her bölüm için bir saat aralığı veriyorlar, denilen saatte girmek ve çıkmak zorundasınız. Schönbrunn sarayındaki audio guideların Türkçe seçeneği olduğunu söylemeyi unutmayayım.

Schönbrunn Hayvanat Bahçesi

Schönbrunn Sarayı’ndan bahsederken hemen bir alt başlık açmak istiyorum! Çünkü burada, saray arazisinin orta yerinde, koskocaman bir araziye kurulmuş şekilde Avrupa’nın en eski hayvanat bahçesi yer alıyor! Gerçekten benim kadar hayvan sever biriyseniz saraya daha az, hayvanat bahçesine daha çok vakit ayırmanızı tavsiye ederim. Hayvanat bahçesine giriş ücreti ayrı, eğer o parayı ödediyseniz elinize fil şeklinde bir damga basıyorlar, çok tatlı 🙂 Hayvanat bahçesi içerisinde penguenden kaplana, filden su aygırına, karıncayiyene, kutup ayısına kadar aklınıza gelecek birçok hayvan bulunuyor. Kutup ayılarını göremediğim için üzgünüm ama hava aşırı sıcaktı, o nedenle onları kapalı ve soğuk bir alana götüren hayvanat bahçesi yönetimine teşekkürlerimi sunmak isterim.

Belvedere Sarayı

Kaynak: belvedere.at

Viyana’da gezdiğim son saray olan Belvedere Sarayı… Söz konusu saray, başarılarından ötürü Prens Eugene’ye hediye edilmiş bir yazlık saray aslında. Eugene öldükten sonra saray Franz Ferdinand tarafından satın alınmış. Saray arazisi içerisinde iki saray binası bulunuyor ve birine yukarı Belvedere birine aşağı Belvedere deniyor. Barok tarzda inşa edilmiş bu sarayda şu anda çok ünlü eserler sergileniyor. Yukarı Belvedere’de sabit sergiler (Klimt’in eserleri bu bölümde yer alıyor), aşağı Belvedere’de ise dönemlik sergiler yer almakta. Eğer vaktiniz az ise yukarı kısma girip gezinizi sonlandırabilirsiniz. Fiyatlara bakacak olursak sarayın iki bölümünü kapsayan bilet 20 Euro, sadedce yukarı Belvedere’yi kapsayan bilet 14 euro, sadece aşağı Belvedere’yi kapsayan bilet ise 12 Euro. Bu sarayı Avusturyalılar için önemli yapan özellik ise 2.Dünya Savaşı sonunda ülkenin bağımsızlığına kavuşmasını sağlayan anlaşmanın bu sarayda imzalanmış olması 🙂

Prater Eğlence Parkı

Hadi şimdi çocuklar kadar şen olma vakti! Müzeleri geze geze sanata tarihe doyduk, tamam, yeter. Biraz kafaları dağıtmak, yorulan beyinleri gevşetmek lazım 🙂 Prater Eğlence Parkı aslında bildiğiniz lunapark! Prater’i ünlü yapan ise Avrupa’nın en eski dönme dolabı olan -1897 yılında yapılmış- Riesenrad’ın bu parkta yer alması. Dönme dolap kompartımanlardan oluşuyor. İnanır mısınız romantik bir akşam geçirmek isteyenler için yemekli kompartımanı bile var! Dönme dolap içerisinde şehri tepeden izleyerek yemek yemeye ne dersiniz? 🙂 Yemeksiz kompartımana biniş bileti yetişkinler için 10 Euro. Önden almanıza gerek yok, gittiğinizde alabilirsiniz.

Hundertwasser Evleri

Viyana sokaklarında gezerken karşınıza rengârenk, tam fotoğraflamalık bir yapı çıkabilir! Karşınıza çıkmazsa da navigasyonunuza yazın, haritanıza bakın ve görmeye gidin. Ünlü ressam-mimar Friedensreich Hundertwasser tarafından yapılmış bu sıradışı evler şu anda müze olarak kullanılıyor ve altında çok güzel bir menü sunan bir kafesi var. Yapı Hansel ve Gratel’i anımsatacak şekilde inşa edilmiş, renklendirilmiş. Yalnız içerisinde yaşayanlar da mevcut olduğu için tüm binayı gezemiyorsunuz baştan söyleyeyim 🙂

Müzelere bir ara verip size birkaç kafe/restoran önerisi de yapmak isterim:

Öneri 3: Viyana’ya kadar geldiyseniz tabi ki Viyana Şnitzeli yemelisiniz! Beni en çok şaşırtan tavuk diye bildiğimiz şnitzelin burada danadan yapılıyor olmasıydı. O kadar lezzetli ki Viyana’dan döndüğümden beri burada şnitzel yiyemedim. Şnitzel yemeniz ve keyifli vakit geçirmeniz için hemen bir restoran önermek istiyorum: Glacis Beisl. Çok güzel bir bahçe içerisinde, Viyanalılar ile birlikte, rengârenk tahta masalarda şnitzelinizi yiyebilir, akşamınızın keyfini çıkarabilirsiniz. Şnitzel porsiyonları çok büyük ve yanında salata ile geliyor. Doyar mıyım diye sorgulamanıza gerek yok 🙂

Öneri 4: Benim gibi nereye gitseniz İtalya özlemi duyanlardansanız, I Ragazzi isimli İtalyan restoranında çok lezzetli pizzalar yiyebilirsiniz.

Öneri 5: Tatlı yemek isterseniz, benim favori filmim Before Sunrise’ın da çekildiği Cafe Sperl‘de Viyana’nın yerel lezzeti olan sacher turtasını yiyebilirsiniz.

Öneri 6: Son önerim ise Viyana’ya kadar gelmişken içebildiğiniz kadar çok kahve içmeniz! Malum Viyana kahvesi meşhurdur 🙂 Beni esas şaşırtan ise kahve eğitimi aldığımda öğrendiğim bilgi, yani kahveyi Viyana’ya Osmanlı’nın getirmiş olması. Osmanlı Viyana’yı kuşatamayıp geri dönüşe geçtiğinde kahve çuvallarını ağırlık olmasın diye orada bırakıyor. Avusturyalılar da kahveyi -ilk önce kahve çekirdeklerini deve maması zannetseler de-  keşfetmiş oluyorlar. Avusturya savaş komutanı Georg Franz Kolschitzky ise kahveyi pişirip, süt ve şeker ile karıştırarak Viyana usülü kahveyi oluşturmuş. Anlayacağınız Avrupa’nın kahve kültürü Viyana’da başlıyor.

Müzeler meydanında size anlatacağım son iki müze karşılıklı olarak yer alıyor: Sanat Tarihi Müzesi ile Doğa Tarihi Müzesi. Bir şanssızlık olarak iki müzenin aynı anda açık olduğu onca güne denk gelmediğim için iki müzeyi farklı günlerde gezdim. Belirtmek isterim ki Doğa Tarihi Müzesi Salı günleri kapalı, Sanat Tarihi Müzesi ise Pazartesi günleri kapalı.

Sanat Tarihi Müzesi (Kunsthistorisches Museum)

İşte karşınızda Caravaggio, Tiziano, Raphael gibi ünlü sanatçıların eserlerinin yer aldığı sevgili Kunsthistorisches Museum! Bir Caravaggio karamsarlığı hayranı olarak müzedeki eserler beni fazlasıyla tatmin etti. Müzeye giriş 14 Euro. Pazartesi günleri ise kapalı J Eserleri ya da sanatçıları bilmeseniz bile mutlaka gezmenizi öneririm çünkü müzenin içi de başlı başına ihtişamlı zaten!

Kaynak: wien.info

Doğa Tarihi Müzesi (Naturhistorisches Museum)

Anlatacağım son müze ise Sanat Tarihi Müzesi’nin tam karşısında yer alan Naturhistorisches Museum 🙂 Kendisi Avrupa’nın en önemli müzelerinden biri sayılıyor. İçinde değerli madenler, doğal taşlar, fosiller, tarihi kalıntılar, göktaşı parçaları ve dinazor gibi nesli tükenen hayvanların iskelet replikaları sergileniyor. Az vaktiniz varsa ilginizi çeken odaları gezerek kısa bir turla müzeden çıkabilirsiniz.

Ne yazık ki Albertina Müzesi’ni, Leopold Müzesi’ni, Arsenal Müzesi’ni, Sigmund Freud’un evini ve Mozart’ın evini gezmeye vaktim kalmadı. Viyana’ya bir kez daha gidersem gezeceğim yerler şimdiden belli anlayacağınız!

Before Sunrise filminde de dediği gibi; “Eğer bir tanrı varsa, hiçbirimizin; ne senin ne de benim içimde değil, aramızdaki bu küçücük alandadır. Eğer bu dünyada sihir diye bir şey varsa, birinin sizinle bir şey paylaştığını anlama girişimindedir. Bunu başarmak imkansız gibi bir şey ama… Kimin umrunda ki? Cevap bu girişimin kendisinde olmalı..” Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, leylekleriniz hep havada olsun.

Bir Cevap Yazın